5 Haziran 2009 Cuma

Sabah Olsa Ne Olacak ki?

Bir dilim ekmeği ve bir miktar peyniri vardı kahvaltı sofrasında. Sabahın mahmurluğu ile üzerinde bir ağırlık varken gelen ve daha da ağırlaştıran haberler ile dolu bir gazeteye bakıyordu pek de anlamadan yazılanları. Manşetlerden bir anda geçen gözleri ve manşetlerden ibaret olan yaşantıları tadıyordu her ısırığında peynir-ekmek karışımından. 
Çayını yudumlamaya başlamıştı camdan güneş içeri yavaş yavaş akarken. Parçalı bulutlu, yer yer yağışlı bir hava durumu izlemişti akşam televizyonda ve anlaşılan o yer yer dışında bir yerlerdeydi bugün. Paramparça bulutlar vardı üzerinde o kadar. Birleşip, benzetilecek şekiller oluşturacaklarına, bölünüp yok oluyorlardı. Yer yer yağmura dönüşüp, dört mevsim huysuz olan insanların üzerlerine yağıyorlardı.

1 Haziran 2009 Pazartesi

BEŞİKTAŞK!!

Anlatılmaz yaşanır denilesi bir durum. ŞAMPİYONLUK BİZİM, KUPA BİZİM!
Bekledik bekledik ve buna değdi. 
Cumartesi akşamı bağdat caddesinde biraz olay olsa da kutladık şampiyonluğumuzu beşiktaşımızın. Siyaha ve beyaza bürüdük her yanı. 
Ve asıl kutlama. Pazar akşamı, inönü stadında muhteşem bir şölen vardı. Beşiktaş Taraftarı olmak kolay değil ve bulunduğumuz yerin farkında olarak, namımıza yaraşır bir şölen sunduk yine. Takımımızın bize verdiği iki kupa sevincine inönüyü cehenneme çevirip, dünyaya gösterdik yeniden şampiyonluk kutlamasının nasıl yapılması gerektiğini.

Tezahüratlar, şarkılar ve SİYAH-BEYAZ... 
Ne sesim kaldı, ne ağrımayan bir yerim var. 
Ama işte bu BEŞİKTAŞK!!

19 Mayıs 2009 Salı

Ellerini Tuttum

Uyku olmaz böyle anlarda, gelmez, gelse de beden "pes" diyene kadar alamaz kontrolü eline.
Soğuk olur böyle geceler, yorganın altı bile ısıtmaz, ancak sızınca birşeyler meydana gelir ama ne önemi var.
Hüzünlüdür böyle anlar, ertesi sabah belki geçer ama ya sabaha kadar sürecek olan saatler?
Yalnızdır böyle dakikalar, nerde olursa olsun, ne şekilde olursa olsun. Yanında olmak gerekir ki zıttı olsun.
Korku doludur böyle zamanlar, korkunan başa gelmesinden bile korkulur, korktukça korku körüklenir. Bir garip döngüye girilir. Çaresizlik hissetirir. Çocukmuşsunuz gibi. Muhtaç...
Sıkıcıdır işte böylesine yazılar. Yazanda bir sıkkınlık, okuyanda da bir sıkkınlık olur. Geçer... Okuyanda beş dakika, yazanda bir kaç saatlik etkileşimi olur. 

Seven, özür de dilemesini bilmeli hata yaptığında. Zaten istemeden olur ya bu hatalar, istemeden oldu demeye lüzum aslında yoktur da. İsteyerek yapan zaten sevmez. neyse; ama işte bu "istemeden"ler artınca da fena oluyor. Bence fena, fenalarda... 
Üzgün olunuyor işte, düşüncesizliğin bedeli ağır hissediliyor. 

ha birde belki gerekli, belki gereksiz bir bilgi: ağlamak gözleri güzelleştirirmiş. 

17 Mayıs 2009 Pazar

HYZ 102 - (Hayatta Yaza Giriş)

Kocaman harfler ile "BİTSE DE GİTSEK" yazsam bile yeterli gibi hissettim birden. Böyle bir darlanma, bir sıcaklama, bir sıkışma... 

rahmetli babaannem aklıma geldi birden, kardeşime "pırt yap geçer" demişti bir zamanlar, ama geçmiyor bu sıkışma tabi, farklı ne de olsa.
Ama geçecek. Geçirteceğim...

Hayat; eğlencesi, sevgisi, zorluğu, burnumuzu yere milyon kez sürtmesi, küçücük bir öpücük ile bile mutlu edebilmesi ile güzel nasıl olsa. Enerjim var, soluğum var, sedam var... 

Valla doğru dedin şimdi bak. Bu çocuk niye karaladı dediğini duydum önce, sonra da "doğru ya, finaller yaklaştı" dedin dudaklarından okudum. Aynen öyle be hacı... İşte o yüzden böyle sohbet ediyorum kendi kendime görünüp sizinle. 
Kamp dönemi başlar. 5 hazirana kadar yokum... Kendime durum belirleyip, kendimi "dışarda" yaptıktan sonra, "ders çalışıyor, ellemeyin!!!" yazısını ekleyeceğim. 

Ha bir de salı tatil bu arada. (19.05.2009) ANGELS and DEAMONS bizi bekliyor o gün. 

Haydi gelin içelim beaa... Ama içkiler sizden.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Şiir-Hatları Vapuru

Hani giderdik ya kavağa,
Güneşin altında yana yana,
Yemiştik hani midye tava,
Vapur beklerken ayakta...


İşte böyle birşey anadolu kavağında kalabalık bir insan ordusunun arasına karışıp gezinmek... 
Beyin mi sulanıyor ne?