14 Mayıs 2009 Perşembe

Bıdı bıdı etme ne olur, yaz senin de olur...

Ne bu sohbet havası? 
Nerden esti birden bu rüzgarlar, bu bulutlar nerden geldi ki şimdi?
Kim dedi açsın bu güneş diye?
Neden yağmur çiseliyor ki kafamın üzerinde?

Herkes bir dertte, herkesin derdi kendine. Ama herkesin derdi herkes ile. Herkesin derdi çevresindekilerin üzerinde. 

"İnsansız hayat" yapılsın kardeşim! -bu sözü değiştirerek çaldım ama ha "o" söylemiş ha ben, iç rahatlığı ile çalmak da pek zevkli be-

Karışık yav burası, dağılmış gene içerisi. Kim dağıttı ki anlamadım. Onu geç, kimin dağıttığının bir önemi yok tabi ama neden dağıldı ki burası gece gece? ben mi yeni gördüm? uykusuzluk mu vurdu? yorgunluk mu bastı? Kimsin oğlum sen?

peeeh geldiler gene sağlı sollu ortalar ile altı pasa kadar indiler... vururlarsa gol olur ama aut...

Cumartesi gelir, hoş gelir, ley limi ley... 
Kavağa giden vapur gelir hey gidi hey

Farkındasınız değilmi, iki satırda bir konu değişikliği olması durumunun verdiği garipsenmesi gereken doğal karmaşanın yarattığı etkileşime gelen tepkileşimi... 
Çok pis saçmalarım yani. Hayvan gibi hemde...
Yav satır atlmaktan sıkıldım ama entıra basmaktan usanmadım. Biri bana konu bulsun diyeceğim ama sana ne leeynn dicem sonra olmayacak.
Siz en iyisi okumayın bu yazıyı derim ben. ne bir edebi yanı var, ne bir katkısı, ne de anlattığı herhangi birşeyi... Bildiğin salak salak karalamak diyoruz biz buna bizim köyde. Sizin köy nerde?
tamam lan tamam kestim yazmayı!

Hepiniz "çüksüz maymun" olun emi...

7 Mayıs 2009 Perşembe

Kendine Has Bir Çekiciliği Var...

"kendine has bir çekiciliği olan hatun" ve "genel geçer güzel" olarak ikiye bölmek ve üzerinde bölücülük yapasım geldi gece gece kadınlar üzerine. zaten ne zamandır yazı da yazmadım. geleni dökeyim he dostlar? 

ilk olarak şuna bakalım:
genel geçer güzel kadın nedir? 
bu kadın varya bu, her erkeğin "of lan taş gibi hatun" dediği -her erkek olmasın ya da çoğu diyelim biz ona- böyle "angeline jolie", "adriana lima" tadında hatunlardır. her erkek hayal etse de bundan bir adet, hayalde bırakır. bulması imkansız sayılır zira. 

"kendine has bir çekiciliği olan hatun" ise çok daha farklıdır. bence çok daha güzeldir de çoğu konuda bu tip. öncelikle herkes beğenmez. herkes beğenmediği için kıskançlık konusunda bir nebze rahat olunabilir. bu hatunda bir hava vardır, bazı erkekleri çeker. mesela sizi... ama en yakın arkadaşınız "ya oğlum yapma ya, ayşe daha güzel be, baksana lan götü kocaman" diyebilir. ama siz, "oğlum öle deme be, kendine has bir çekiciliği var, tamam adriana lima değil ama güzel be" denir... yani tam sevgili olunasıdır bu hatun. herkes beğenmediği için kıskançlık durumları bir nebze düşük tutulur. siz beğenmişsinizdir ve seversiniz rahatça. 

halbuki adriana ile olsanız, onu sevebilecek misiniz gönülden ey erkek cinsi? zor be koşum. severim lan deme. nesini seveceğini herkes biliyor. ona aşk denmiyor şehvet var hani bildin mi? 

neyse, bu kendine has çekicliği olan hatun'ların çoğunda da en önemli detay, size göre sıcak olmalırıdır ayrıca. davranışları falan çok tatlı görünür göze genellikle. bir düşünün yav, hepinizin hayatında bu tip bir bayan vardır, olmuştur... olur. 

ben derim ki bu tip'e siz dikkat kesilin de elinizden kaçırmayın fırsat olursa. yoksa adriana gelmez kolay kolay. ha öylesi gelirse ne ala diyelim isteyene. Ben almayayım, alana da mani olmayayım. 

uzun lafın kısası, her yerde, herkese göre "taş gibi hatun" yerine, her yerde ama size göre "taş gibisi" daha iyidir. 
bence öyle yani. 

değil mi?

3 Mayıs 2009 Pazar

Mavi Kız

...kaptan denize o kadar bağlıydı ki, bir balığa benziyordu artık kişiliği. Yüzde sekseni denizde geçen bir ömrün de zaten farklı bir halde olmasını kimse beklemiyordu.
Karaya ya iş için ya da gemisine malzeme almak için inerdi. Rahat edemezdi sudan uzaklaşınca. Evinden, memleketinden uzak kalırdı o anlarda. İçinde hep bir rahatsızlık gezinir dururdu.
Bu gün de öyle bir gün idi kaptan için. İstanbula, haliç girişe demirlemişti gemisini. Karaköy açıklarında idi... Aylar süren akdeniz macerasının arıdından gelmişti aslen doğduğu topraklara. Anadolu toprakları üzerinde doğmuş, fetih ile artık İstanbulun her yanı Osmanlı olunca daha rahat bir halde gidip geliyordu buraya. Gemisine, mavi kız'ına gerekli bakımı yaptırıp, malzemeleri alıp tekrar yola koyulmak istiyordu. Bir iş bulmamıştı şimdilik ama elbet birileri çıkardı makul bir altın karşılığında işini yaptıracak...
.....
Kaptan gemisine dönmek için yola koyulmuşken, yanından geçen at arabası hemen arkasında durdu. İçinden şık giyimli bir adam inmişti o an. Ve işte sonucunun ne olacağı belli olmayan, denizler üzerindeki riskleri ile tatlı bir iş daha yaklaşıyordu....
....
Kaptan ertesi sabah güneşin kamarasına dalgalı girişi ile yavaş yavaş uyanmaya başlamıştı. Martı sesleri eliyordu bol bol, yer yer çanlar çalıyordu kiliselerde ve bazı gemilerde. Liman her sabah ayrı bir telaş içinde olurdu. Sabah ezanından sonra limandan ayrılan gemiler ile yeni gelenler... Apayrı bir huzur idi İstanbulda uyanmak. Kız kulesinin bir penceresinden yansıyan güneş ışınlarının göz kamaştırması gözü yormaz, bir enerji katardı...



(bu yazı, mavi kız adlı kitap denememden kısa bir parça)

13 Nisan 2009 Pazartesi

Antistar 2

öncelikle diyeceğim şudur ki, bu yazıdan önce gidin, "antistar" başlıklı yazımı bulun okuyun, sonra buna geri dönün. tavsiyedir, uymasanız da olur.

Vapurda dinlemesi bambaşkadır bu şarkıyı. Hele de hava hafif bulutlu, bulutların arasından sızan güneş ışınları mevcutsa inanın tadından yenmiyor. Vapur yirmi dakikada varmasın, şöyle bir iki saat daha dolansın, o iki saat boyunca durmadan dinlerim bu şarkıyı şerefsizim ben diyorum yani, o derece...
tapacağım yeminlen bu şarkıya o olacak sonunda, biri alsın elimden. Vapura binmek istiyorum kardeşim sırf bunu dinlemek için gece gece...
hayır, tamam evde de dinleniyor adam gibi, hatta evde son seste dinlemenin tadı da bambaşka ama vapurda kulaklığı kulaklara bastırmak sureti ile alınan o bas ve tiz ses oranı ile denizi, havayı ve istanbulu seyredip, o tadı damaklarda hissetmek...
allahım sana geliyorum!!

9 Nisan 2009 Perşembe

Hanimiş Tatilimiz?

tatilimsi günler... küçük bir kamp tarihi... mangal keyfinin yanında yudumlanan rakı ve aşkın doğadaki doğallığı.
Bahar tatili adı altına saklanmış zaman akıntısı... küçük küçük tutkuların doldurduğu büyük boşluklar... 

Doğa ile iç içe bir tatil yapmanın zevki bambaşka. Sevdiklerinizle birlikte gittiğiniz bir kamp alanı, temiz hava, güneş, deniz ve eğlence.
ah ah, ilk fırsatta "vınn"... 
mangal işi benim! 
mangal yakmak falan ayrı bir zevk zaten, tadı farklı. köfteler, tavuklar pişerken yudumlanan rakı, yanda salata hazırlığı... hafif bir esinti yüzüne vuran, buram buram is kokan t-shirt... 
güzel güzel. 

karavana atla, doldur, bas gaza, kuzeye... ormanlara, denize... 
kuş sesleri arasında, biraz börtü böcek eşliğinde...

tek gerekenin güzel bir hava ile boş vakit olması da güzel tabi... 
ha bir de en az 10tl kamp ücreti.

tatil yapalım, kamp yapalım, eğlenelim, gezelim, coşalım, köylere uğrayalım!!